Kendime hediye ettiğim kitapdır “YAVAŞLA” ; Dr. Kemal Sayar’ın yazılarını derlediği değişik tat bırakan, düşündüren ve hatta gülümseten bir derleme. Bir yazısı çok kalbime dokundu bende  paylaşmak istedim  altını çizdiğim satırları,  her okuduğumda da tekrar düşündüm düşündüm düşündüm.

HAYATIN RİTMİ

Son zamanlarda çocuklarımız çabuk büyümeleri konusunda baskıya maruz kalıyorlar. iyi de , ne demek çabuk büyümek? İlk olarak aklımıza gelen şey, çocukların, erişkin hayatının kendilerinden saklanması gereken kimi öğelerine fazlasıyla maruz kalmaları. Cinsellik, şiddet, küfürlü konuşma gibi. Yetişkinlik ve çocukluk arasındaki sınırlar muğlaklaşıyor. Altı yaşında ki çocuklar cinayet içeren video oyunları oynuyor, televizyon dizilerinden cinsellikle ilgili pek çok malumat ediniyor. Televizyon ve internet,  çocuklardan saklanan hayat gerçeklerini ortaya döküyor.

İçinde bulunduğumuz çağ, “şimdi’yi yaşamamıza fırsat vermiyor, her şey gelecek için yapılıyor. Bu durumun bizde yarattığı zorlanma duygusu da, bizim ihtiyaçlarımızın çocuklarımızın ihtiyacından önce gelmesine, bu yüzden onları acele ettirmemize neden oluyor. Çocuklarımızı kolayca şekil ve kıvam verilebilir, her türlü eğip bükmeye müsait varlıklar olarak algılıyoruz. Dolayısıyla da, onlardan bizim ihtiyaç, program, ilgi ve bakış açılarımıza uymalarını bekliyoruz. Sonuç ise fazla programlanmış, endişeli ve mutsuz çocuklar.

Ne yapmalı? Bırakalım, çocuklar diledikleri gibi çocukluklarını yaşasınlar. hata yapabileceklerini ve bu hatalardan öğrenebileceklerini kabullensinler. Organize edilmemeiş, rehbersiz, biçimsiz, hayal ürünü oyunlar çocuklara iyi gelir. Oyun, çocuklara bağımsızlık ve kim oldukları duygusunu sağlar. Kendi başına vakit geçirebilmek  de bir meziyettir.

Çocukların iç dünyalarına saygı göstermeliyiz. Bize düşen, onlara güvenli bir ortam sağlamak. Bu güveni hissettiklerinde etrafı daha kolay keşfeder, daha kolay bağımsızlık duygusunu edinirler.  Bırakalım , çocuklarımız da biz nasıl büyüdüysek öyle büyüsünler. Düşe kalka, toza çamura bulanarak, anne babalarının güven verici varlığında seçim ve hata yapabilmenin özgürlüğünü içlerine çekerek.

Hayatın ritmine uyarak 🙂

Bu yazısından sonra çocukluğumu hatırlıyorum  bir de Maya’nınkine  bakıyorum , toz, çamur, çimlerde sürünmek yok onun hayatında. Onun hayatında apartman daireleri, oyun odaları, sıkıştırılmış alanlarda bulunan çocuk parkları var. Onun arkadaşları hep yuvalarda ya da oyun  gruplarında. Oturduğumuz apartmanda bile onun yaş grubunda bir çocuk  yok. Bu sebepten değilmi biz onunla her gün dışarılarda kendi yaşıtları ile olabileceği onun adına yaşam alanları bulmaya çıkıyoruz. Sabiha Paktuna’nın her fırsatta söylediği gibi “çöplükte bile çocuk varsa götürün çocuğunuzla oynatın , 4 yaşından sonra siz ona artık birşey katamazsınız”. Bizde çöplükte bulamazsak evdeki trambolinimizde oyun arkadaşlarımızı dizerek oyun yaratmaya çalışıyoruz  buruk bir sevinçle ne acı 🙂

“>

 

 

Beklentiyi yüksek tutmak….

Yazı dolaşımı


Beklentiyi yüksek tutmak….” için 2 yorum

  1. Günümüzde ebeveynlerin kanayan yarası: Çocuklarına çocukluklarını yaşatamamak… Emre’ye kendi çocukluk anılarımı anlattığımda bile nasıl heyecan duyduğunu anlatamam. ve benim içim daha çok acıyor. Kreş de bile oyun salonlarını parklarını diledikleri gibi kullanamıyorlar ki… Biz şanslıydık, onlara da şans yaratalım!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir